içime kaçan duman...

İçime çektiğim bu ağrı nefes niyetine…
Kimse bilmedi söylediklerimi ağrıyorken, içimden sövdüklerimle başbaşaydım
Dönüp dolaşıp aynı cümlenin sonunda inmek,
Bi saniye inmem lazım benim, geç kaldım görmem gereken bi sevgilim,
Söndürülmesi gereken bi sigaram var
Fakat ikisi de yoklar şimdi…biri unuttu beni diğeriyse umurumda değil…

biri hiç sevmedi bile... diğeriniyse ben sevemedim...
Bi saniye inmem lazım, ama düğmeye basmadım
sanki elim o düğmeye değdiğinde daha da çok acıyacaktım
durağı kaçırdım ama inmem lazım…
ağlarım…durdurun…duruuun…



aynı cümlenin sonunda indim sonra…durak kaçmıştı…
hep kaçırırdım, ki o iki durak arasında inmek kadar ortada bir eylem yoktu
ne gidebilirdin ne gelebilir öyle bir an durur olduğun yerde
düşünürdün ne yöne sürükleneceğini…
yine aynı cümlenin sonunda indim…”niye lan,söylesene
niye…”



dayımın elinden tutmuştum bi gün…yürüyorduk..o kendi kendine konuşuyordu
ben içimden susuyordum …hep çok akıllı bi kız çocuğuydum…örülmüş saçım,
pekiyi karnelerim, elini öptüğüm büyüklerim vardı…büyüdüm…dayım da büyüdü…
içiyle konuşuyordu artık…sövüyordu çokça…bi gün..”ağlasana” dedi bana…”merak ettim göz yaşların da büyük müdür gözlerin kadar…”ağlamadım o gün…en son 2 gün önce, gecenin 3 ünde ağladım…dayımı aradım…uyuyordu…ağladıkça silindi yazdıklarım…insan yağmuru görünce nasıl da ağlamak istiyor..



Nuray aradı…dün sabah…sınavlarım var dedim…sınavdan sonra görüşelim…aynı durakta inip okula gittim…bi dilekçe yazdım….”niye lan…” diye…sol elim kapının arasına sıkıştı…okuldan çıktım ağrıyarak…Nuray geldi sarıldım…sımsıkı sarıldım…değişmişti…en son haziran da görmüştüm..saçları kararmış gözleri büyümüştü…kirpiklerini söküp gözlerime takmak isterdim hep, küçüklüğümüzden beri…gülhaneye inelim dedik…yol üzerinde bi ağaca takıldı gözüm…”niye lan” dedim…niye yeşil ki bu ağaç…ben mavi görüyordum…Nuray…niye…”yanlış görmüşsün” dedi düşünmeden…hıı yanlış görmüştüm demek…düşünmemeye çalıştım…gülhanenin sonunda denize bakan bi yer vardı ama hep adını unutuyorum…oraya gittik…oturduk...ayrı ev olayını söyledi yine..gel be artık dedi...anneme nasıl söylerdim...yoksa babam, boşver...ya da bi kavga çıkarıp basıp gitmeli miydi evden...hıı...niye olmasındı ki...



Şimdi gelmiş elimi tutmak istiyorsun…kim bilir ne kadar güzel seveceksin…kirpiklerin nasıl da uzun…hep uzun kirpikleri olsun istemiştim bi kızımın bi de gözleriyle saçlarımı tarayacak olanın…şimdi öyle bir şey söyle ki…öyle bi cümle kur ki…silkineyim…



Durun inmem lazım…bu cümlenin sonunda bu sefer inmem lazım… avcılar- otogar otobüsünün 18 30 yolcuları...Durdurun otobüsü dedim...
Ne görmem gereken bi sevgilim ne söndürülmeyi bekleyen bi sigaram; ne de kaçırılacak bi durağım var oysa…Ama,
Bi durun…inip tükürmem lazım…içime duman kaçtı…

3 yorum:

Cihan Ülsen dedi ki...

İki Mektup Aralığı Zelzelesi Yada Mor Şapkalı Kız'a Mektuplar - 10

İki mektup aralığında
Böylesi bir uçurumu hesaba konu etmeyene ben,
Şimdi ayrı tellerin notalarında sokuklanıyorum.
Belki bile isteye, belki istemeye istemeye.
Velakin iki mektup aralığına değeni sende göreceksin.
O zaman tarafıma düşen
İmanından şüpheye düşmüş tüm takva sahiplerine gitsin
Bu mektubun en nağmeli tarafları…

Söylenemeyene yada söylenmek istenmeyene düşeceği gibi,
düşüyorum tek tek, siyahın ömrüme uzanan tecessüsü gibi.
Kör olma halinin hangi teneşirde paklanacağını bilmek
kelam ehlinin bileceği iştir.
Söylenceleri onların yollarına seriyorum bu zaman aralığında.
Kahrına bin yeminler bir de,
çokça ayaklar altına alınan,
hani senin bildiğin
benim anlamakta kâbuslara kara çaldığım.

Seversin bir vakit. Sevdiğin
vardır, sakındığın…
Şiirler yazarsın adına. Başkadır dersin
“seni sevmek başka…”
İlk zamanların heyecanıdır aslına sinen.
Aşk ve sevmek bu vakitlerde
peyda olmaz sahnede,
bundan sonraki saatlerde is
-e yaraların saatinde teşrif buyur her vakit…

Sonra onulmaz dediğin yaralar açılır bedeninde, ruhunda.
Sanırsın ki kapanması imkânsız
bir muhasebesi vardır yaralarının.
Sanırsın ki yaraların bitmez dillerinle
sağaltmalarının, her saat başı nöbetlerde…

Artık görülmesini ister âşık yaralarının.
Maşuka ciğerlerini söküp
“al der al bu senin; bu yalnızca senin.”
Çünkü âşık, maşuku ile vardır. Çünkü âşık, her şeyi adına yapmıştır.
Bu, yaranma değildir, kendini güzel gösterme değildir.
Bu, bambaşka bir şeye işarettir: Suretine değen her kilometrede
serencamın menzil tanımazlığı(dır)…

Aşıkın maşuka yarasını göstermesi ya da vermesi değildir asıl mesele.
Asıl mesele, kendi mahremini bir üçüncü kişiyi ortak etmemektir.
Kendi yaranı bir başkasının eline verip dokunulmaması gerekeni kirletmemektir.
Aşkı da yaraları da anlamsız kılar…
Aşk tek kişiliktir...
Maşuk aşıkın içindedir…
Yaralar maşukla eşdeğerdir…
Sormuştu bir vakit ya anlatıcı: İnsan sevdiğine yarasını verir mi?
Verir…
Hasılı, Ayrılık dediğin
mahrem yanının göçlerde bulması galiba...
Kanamaların en ağırının köşe başları kapmaları...
Yaraların inadına kapanmama serüveni...

Çokça hayta zamanlar dost, çokça sicim yağmurlar… Aralık kalmış tüm kapılardan geçen, ve sonra göğsüme konan bir yalnızlık seranatı. Değme yalnızlıklara taş çıkartıyorum. Uyuyorum sonra. Uyanıyorum. Tüküremiyorum ama… verem sarsın istiyorum tüm bedeni ve şehri. Ki başka kokuyor bu aralar. Başka bir sevgilinin koynunda nanik yapıyor şehr-i adem…

Ben çokça hayattayım. Bile isteye. İstemeye istemeye… Görüyorsun ya tasnifte zorluk çekmekteyim, zahirin batınla flört yaşadığı bu aralıkta. Yoksa diyorum kendime bir Eminönü sabahında balık ekmek mi paklar beni. Yoksa “gül” haneden aşağı bir ağaç, senin maviliklerde gördüğün, paklar?

Çokça ömür dikiyorum tespih tanelerinin başına. Soluk, kesilmenin verdiği heyecanı her dem yaşamak istiyor ya, soluksuz kalıyorum.
Anca dökülüyor yazı. Anca varıyorum kapına. Dinlersin ya sen anca seslenebiliyorum yoksa terk-i can eyleyeli çok oldu sözün. Sukutun konaklama demlerindeyim…

Oralarda kalasın…
Muhabbetlerimle…

Adsız dedi ki...

kış aylarını pek sevmem içimi daraltır,bir ölmek hissi kaplar içimi.karda yağmasa niderdim gayrı.

doğru diyorsun bezen yol hiç bitmiyor,uyanıyoruz ne gelen var ne giden.

işte bundan uzaktır her şey biraz,insan kendine bile uzaktır bazen..

sen asme gülün yeminine kanan kırlangıç mevsiminin kızısın bu unutulmuş kış/taaa

sevgimle kara kız..

Adsız dedi ki...

Bugünlerdeki ruhsal durumumdan olsa gerek kaleminden dökülenleri okuyunca yine gözlerim doldu.Sonradan sordum kendime niye lan dedim niye en ufak bir şeyde gözlerim doluyor.Sonra sustum konuşmadan öylece baktım boş boş...

Sevgimle
Duygu