çare değil juliet in dirilişi, abiler...

Şimdi her yer her yerdeyse ve sen itinayla yazılmak istenen bir yazının ilk cümlesi olmakta ısrarla bu kadar diretiyorsan, ben her şeyle birlikte kafamı toplamakta da zorlanıyorum…ve işte tam da bu sebepten cümlelerimin bu kadar uzun, kelimelerimin bu kadar birbirinden kopuk ve gerçek anlamlarından sıyrılmış oluşu… fakat gitmek ve gidememek arasında bir yerdeyken sen ve ben de sırf bu sebeple gidemiyorken senden, hayatıma gelenler de bir türlü gidemiyor oluşumun hüznünü yaşıyorlar…ve bu çok hazin bir durum esasında, kabul edersin ki…ve aslında hazin çok hazin bir kelime düşündüğünde…işte bu yüzden bu hazinliğin ortasında gidememek bir yana..her yer de her yerde hala,ilk gününden farksızca hayatıma girişinin…ilk günü farksız hayatıma girişinin, bugünden…

ve işte şimdi kalkıver de yerinden
hatırına geldiğim her saniye için hesap ver,
susuşun ağıtıdır habersizlikten ölmüş
sevgililerin…

Saçlarımın uzunluğundan göremez oldum 10 adımdan ötesini ve saçlarım özlediğinden seni en çok uzuyor deli gibi, ve deli aslında çook göreceli bir sıfattır, deli denilebilir bir saçları uzayana özlemden ya da bir sessize, gündüzleri süs yapan gecelerine;

ve asıl güzellik gecededir;
gündüzler ancak süsü olabilir,
bağrına yara bere açarak astığı yıldızlarla
parıldayan gecenin… ve susuşun
deliliğinin sebebidir habersiz geçen akşamların…

gündüzlerse düşünebileceğin en son kırmızılıkla ışıklarıma süzülüyor, günlerden en çok pazarken şimdi…ne kalkılabilir yataktan, ne de dışarıdan eve dönmek istersin, denize bakan bir yerde saatlerce denizi izledikten sonra…düşünebileceğin en kan kırmızıda ışıklarıma sızıveriyor kırmızının bütün tonları;

ve kırmızı aslında çok ölümcül bir renktir,
duyumsadığında…
ortasında dikenler bitmiş bir bahçede
gülün gül rengini sevemiyorken diken görmekten
susuşun hep diken batacak yanıdır gül tutan ellerimin…


z.

"giderdi su
giderdi orman
giderdi toprak,
kalırdı yok..."
kalırdı yok...