susmak da güzeldir...

"halbu ki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar..."*





biliyordum ki adım adım yaklaşıyorum gönlümün kırgın ışığına, biraz daha kırılarak, biraz daha üşüyüp...umursamamanın o sığ sükuneti içten içe alnımı buruşturuyorken yüzümü rüzgara döndüğüm günleri düşünüyordum.kapısı aralanmış çoğu evin kısacık bir sessizliği oluyordu tüm sevmeleri üşüten...büyüten...


belki bir ömür eşlik edecek bir pişmanlık doğurdum ben... Ellerimle saçlarıma, gözlerime bulaştırdım...ya da belki, olmaz ya, mutlu olacağım...sadece mutlu...


-bu kırılganlığım öldürüyor beni...


çocuk olmakla yetişkin olmak arasındaki o küçük fark aldığın yaralar arasındaki farka benziyordu...aldığın yaraların bir kaç güne iyileşmesine şaşırmıyorsun çocukken...çünkü, iyileştirmek büyüdükçe kaybedilen bir yeti değil...çünkü, iyileşebilen ve iyileşemeyen yaralar var hayatında...ve büyüksen, ve hayat hep *ötünden anlamışsa seni alnından koyu kırmızı bir kan geliyor ve bulaşıyor bulaşıyor gözlerine saçlarına ellerine....


pişmanlıklar iyileşmiyor...


- adamlar kadınlar yalan söylüyor.seni senden iyi tanımıyor kimse.hepsinin gözlerini oy.sözlerini sustur...


kimseye kin duymamakla bir nefreti dişlerinin arasında sürekli yuvarlamak çocuk olmakla yetişkin olmak arasındaki farka benzer....ve bu fark, seni hep *ötünden anlamış bir hayatın gölgesinde büyür büyür büyürse....kinlenirsin...sevemezsin...işte ölüm budur...gözlerin de cehennemin...


hadi git.

Hiç yorum yok: