yetişkin bir çocukla aynı evde yaşamak mesuliyeti...bütün mahremiyetiyle ağlamak işini kapalı kapılar ardında yaşayalı bir yıl kadar oluyor...
hayatımdaki en değerli adamın gidişiyle konusuz cümleler kurmak büyüdüğümü gösteriyor kimilerine göre...bana göreyse çocuklaşıyorum gitgide...anılarımın birbiri ardına yitip gidişi ve yerine yenilerini koyamayacak oluşumu bilmek bu konuyu çatallaştırıyor oysa.çocuklar anılarla büyür fikri çocuklaşmadığımı, aksine saçlarımın alabildiğine beyazladığını hatırlatıyor...bunu ancak yazarken itiraf edeceğimi bilmekse şuan yaptığım şeyi yapmamam gerektiğini, yaparsam...
bir iki yıl kadar önce..çocuklar bir şeylerin üstünü örttükçe büyürler gibi bir şeyler söylemişim...şimdi aklıma gelmedi bu.günlerdir yazdıklarımı okuyorum...ezberledim eski kelimelerimi...ve bir şeyler yazmaya çabalamak fikri yakıp tutuşturuyor içimi...eski günlerimi...özlüyorum...oysa kendini dayatan meymenetsiz günlerim var.öyle bir rezalet ki düşünsen, gözlerime bakacak cesaretleri yokken kelimelerimi çalacak kadar yüzsüzler..
bir yerlerden tutup çıkarıp ipin ucunu, anlam beklemeyerek fakat çok şey bekleyerek...sanki hiç geçmemiş gibi bunca ay.gün.bir şeylerin üzerini hiç örtmeyerek...hiç ertelemeyerek cümlelerimi.ki biliyorum ertelenmiş cümlelerimi hiç söyleyemedim.
akşam olur, her gün o büyük yıldızlı köy yerinde bulurum kendimi hala...hala orada durup yıldızlara bakan o aşık kız......
güç veriyor bana.
ez.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 yorum:
ben artık biliyorum ki insan yalnız doğar ve yalnız ölür.. yaşarken çalışır, evlenir ve hatta çocuğu olur ama hep bir kırılganlık vardır hayata karşı... ve bir gün bu kırılganlık kırılma noktasına ulaştığında hiçbir şey canını o kadar yakmaz kendi kendine verdiği ceza kadar... ceza "salt yalnızlığı"dır ve bunu farkettiğinde acımasız akşamlarda dalar kendi hayallerine ve çocukluğuna dönmek ister ak saçlarını yolarken... ama nafile: atılan adım geriye dönmez... ve zaman -var mı bilmem aslında?- o kırılma noktasında bir kez daha içine alır bilinci ve bilinç kendine oyun oynar en iyi aktristliği ile ve zaman kandırabilirse bilinci yola devam vardır ama ya kandıramazsa ?.. o zaman bilinç önüne geldiği uçurumun adını koyar levhanın üstüne: İNTİHAR!!!..
ve dönüyor bilincim kendi çevresinde en acımasız elbiselerini giymiş... ve kızıl nehirde yıkanmaya doğru attığı her adımda ezber kelime: YAŞAMAK DÜRTÜSÜ???
hadi ASME... göster bana gerçek yüzünü...yüzünde bilincini okumak istiyorum ezber kelimelerinde....
ve yine biliyorum ki "insan ancak kendini sever?" ve yine bilirim ki ayrılıklar -ölüm dahil- sonrası kişi ancak kendisi için ağlar: çaresiz kaldığındandır ve ağlaması kendine üzüldüğündendir... ama asla giden için ağlamaz... bana kızabilirsin ama son zaman kenarında durduğum uçurumun rüzgarları söyledi bunu bana ve yalnız olan ben bu rüzgara inanmayı tercih ettim salt bilincimde...ve bu uçuruma "fısıltı uçurumu" adını koydum...
Yorum Gönder