benim odam değil ama,başka bir evin benimkine hiç benzemeyen penceresi...neresi bilmiyorum bu küçük izbe...ben hep böyle bir yerde yaşamak isterdim..kimsenin olmadığı bir semtinde İstanbul'un,kimsenin gelmediği,gelmek istemediği... Ben hep böyle sessiz olmak isterdim...kimsenin sesimi duymadığı,tek bir kelimemi bile duyamayacağı kadar sessiz...bu oda,bu ev,ufak bir ayna duvarda...bak işte ne kadar da bana benziyor şu çocuk...masmavi gözleri var...benim kahverengi...ben hiç mavi gözlerim olsun istemedim...ben hep mavi bakmayı istedim..."ben,hiç,mavi,istedim.."
İstanbul'un kirli sokaklarında,küçücük pencereli bir izbede,kimsenin uğramadığı,uğramak istemediği,uğrayanların isteyerek uğramadığı bir semtte akordu bozuk bir bağlamadan çok sevdiğim bir türkü dinliyorum...akşamdan sabaha kadar...
***"-Şu dünyanın bütün kürekleri ve süpürgeleri gelse bu İstanbul'un pisliğini temizleyemez,dedi adam...
-gerçekten mi,mehmet amca,dedi çocuk...
-gerçekten,dedi adam...
ve o günden sonra gördüğü her küreği çaldı çocuk...çaldı,sakladı..."
geçmiş.gitmiş.
odanın küçük penceresi...
***bir küçük bulut tan..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 yorum:
bu soğuk kış günleri içimi örten kar beyazlığı dokundukça büyüyen hüzün denizini andırıyor. ve yenildikçe biraz daha kalabılıklaşan ötekiler, yapraklarını özleyen ağaçların uçkun verme özlemi gibi daha doğmamış bir şafağa benziyor.
gözlerin ışıl ışıl bir fener aydınlığı ne kadar uzakta olursa olsun içime.sana elif demek ve büyülenmiş dünyaların masal kilisesi gibi ışıldayan gözlerinde devrimin baştan çıkarıcı o aldatılmışlığını daha fazla yaşamak istiyorum.
başka bir amaç için hazırlanmış şu yenik askerlere benzeyen hayat kol saatinin roma rakamları gibi kahramanlıklara çark ettikçe yakılacak başka şehirler arayan bir neron olabilmek senin gözlerinde. atını özleyen bir küçük bulut kaplarken göğümüzü dünyanın yeni sabahını yaşamak gözlerinde.
içinde yanan mangal ateşinin çıtırtısı kadar gizli sözcükler
hürriyet, aşk ve ölüm kadar gerçek şeyler için sevmek gözlerini
izahı olmayan bir çocuk sevecenliğinde yoksul gettoların akşam yorgunluğunda bir duvarda unutulmuş son kahraman gibi yaşamak yüreğinde.
akıllı konuşan kitapların(kimbilir yazarlar saltanatının son varisleri ödüllü kalemlerin) piyasa bilgilerine gülüp geçerek ateşi çalmak tanrılardan...
sevmek asmeyi...
yüreğin bir erguvan baharı gibi gülerek
yeleleri mavi atlarla yakamozları taşıyarak safaklara...
sevmek asmeyi
ateşinsesi
ah kelimeler,
ah söyleyemediklerim
ne çok yakışmışlar sana..
seni ne güzel yazmışlar..
bir kadere yazılıyorduk oysa,
farketmiş miydin,
elimizdeki çizgiler kaydı sadece..
Yorum Gönder