Telefon defalardır çalıyordu…masanın üzerinde çaldıkça hareket edişini izliyordum, yanıp sönen ışığını, gecenin bu vakti…uzun zamandır gecenin bu saati telefonum ilk defa bu kadar ısrarla çalıyordu…Zor bela yerimden kalkıp telefona uzandım…Toprak tı arayan…uykulu bir sesle açtım telefonu, çabuk kapatır diye, uyumamıştım oysa…günlerdir gece yerine gündüzleri uyukluyordum…En çok annem kızıyordu bana, halbuki hep babam kızardı…belki üzüldüğünden en çok annem kızıyordu bu sefer, uyumayışıma…babamın umurunda bile değildi…telefonu uykulu ve bezgin bir sesle açtım…Nasıl olduğumu soran bir ses…iyiyim dedim…çok iyiyim…uyuyacak kadar iyi…ama uykumu böldün sen toprak..ne güzel uyumuştum ben uyumazsam nasıl unuturum söylesene…hep birisi çıkar ve bir şey söylerse ben nasıl kurtulurum, nasıl çıkartırım hayatımdan bu saçmalığı…bunların neredeyse hiçbiri çıkmadı ağzımdan…yalnızca iyiyim dedim…sen nasılsın…nasıl olduğu umurumda bile değilken…iyiyim dedi o da..görüşelim sabah…görüşelim dedim hiç istemiyorken…sana anlatacaklarım var çok önemli dedi…dinlerim dedim hiç halim yokken…kapattık telefonu…kalkıp martı dan birkaç satır okudum…
“Karanlık…O derinden gelen ses, bir alarm gibi kulaklarında tekrar çınladı…Martılar kesinlikle karanlıkta uçamazlar…”
İşte hiç alakası yoktu o an düşündüklerimle ama olsun…en çok bu satırlarını severdim martının…sonra yaşar kurt un martısını dinlemiştim…”uçmak istiyordu canıtın…uçmak istiyordu ama farklı…” diye…mırıldandım biraz…uyuyakaldım sonra…hiç düşünmeyerek yarın ne yapacağımı…düşünmek istemeyerek…yarın olsun istemeyerek…
… … … … … …
O bankta oturup karşıya bakıyorken öyle boş boş…çok istiyorken boş boş bakmayı ama sadece boş boş bakıyormuş gibi yapıyorken ve bir çok şey düşünüyorken aslında…toprak anlatıyordu…onların orda güzel bir okul varmıştı…küçükmüştü ama …yaşadığı yerler uzakmıştı ama güzelmişti...çokça anlattı toprak…saat geçti dedim kalkalım…ayrıldıktan sonra hiç düşünmeden karşıya geçtim…denize bakan bir köşede oturup denize bakmaya devam ettim…bu gün bir şeylerin bittiği ve bir şeylerin başladığı bir gün dedim kendi kendime…kendi kendime ne zaman bu cümleyi söylesem bir şeyler başlıyordu ama hiç bitemiyordu…bitemeyen her hikayem için defterimde boş bırakılmış üç beş sayfayla bitemiyordu…başlayanlarsa uzun sürmüyordu…evet diyen bir ses duydum yanımda…evet,güzel bakışıyorsunuz…diyen…kafamı çevirmiş yüzüne bakıyordum…bir adamdı..saçlarının rengi öyle güzeldi ki..beyaz ya da siyah değildi…ikisinden sadece biri olamayacak kadar güzeldi…sonra gözlerinin rengi…hatırlayamadım şimdi…bakışırız dedim…arada sırada..ama çok vefasızım ben bakma…hep benim canım sıkkınken bakışırız…Ama o da çağırmaz ki beni… gel dese… gelmez miyim ben…çağırmaz ki insan çağırmak istediğini her sıkıldığında dedi…sen mesela çağırır mısın şimdi yanında olmasını istediğin insanı şu dakika…dedi…ne kadar da doğru söyledi…çağırır mısındı asme…çağırır mıydım?
Kayıtsızca dinledim…siyahtı evet…siyahtı gözleri…işte deniz de, dedi…deniz de çağırmaz ki seni…sen gel ister…sen bil halini…bir an dur ve duy sessizce söylediklerini…tüm gerçek aşıkların, gerçek dostların yaptığı gibi…anladım dedim…gitmem lazım…peki dedi…hoşça kal dedim…gittim ardıma hiç bakmadan…hiç ardıma bakamazdım giderken…sanki bakarsam geri dönerdim…bakarsam hiç gidemezdim…o gün de bakmadım…gittim…
Vapurla karşıya geçiyorken aradım gözlerimle tüm banklarda…baktım siyah montu siyah gözleri ve ne siyah ne beyaz saçları vardı…baktım yoktu…güzel kelimeler etmişti…bir adam…ismini sormadığım bir adam…ama muhtemelen deniz di…denize bakamayan ama bakmayı çok isteyen bir evi vardı…içinde deniz manzaralı tablolar vardı…mutfakta mavi bir masa örtüsü…üzerinde bir kül tablası ve bir sürahi…yatağının hemen yanında bir kitap vardı büyük ihtimal…isminde deniz geçen bir kitap…muhtemelen güzel de bir deniz di…bu adam…belki özlerdim de onu kim bilir…belki gelirsem yarın görürdüm de onu…belki gelirdi de yarın…anlatırdı yine…ben de anlatırdım…martıyı anlatırdım ona…karanlıkları…anlatırdım…acıtanları…sızlatanları…
Ya da…değildir belki de…hiç olmamıştır öyle bir adam, ismi büyük ihtimal deniz olan…yine bir vardır bir yoktur…ve gönlüm var kısmındadır bu cümlenin en çok…ama yoktur ve yok yine hiç bu kadar acıtmamıştır…bir vardır bir yoktur…bir vardır bir yok…
Vapurla karşıya geçiyorken aradım gözlerimle tüm banklarda…baktım siyah montu siyah gözleri ve ne siyah ne beyaz saçları vardı…baktım yoktu…güzel kelimeler etmişti…bir adam…ismini sormadığım bir adam…ama muhtemelen deniz di…denize bakamayan ama bakmayı çok isteyen bir evi vardı…içinde deniz manzaralı tablolar vardı…mutfakta mavi bir masa örtüsü…üzerinde bir kül tablası ve bir sürahi…yatağının hemen yanında bir kitap vardı büyük ihtimal…isminde deniz geçen bir kitap…muhtemelen güzel de bir deniz di…bu adam…belki özlerdim de onu kim bilir…belki gelirsem yarın görürdüm de onu…belki gelirdi de yarın…anlatırdı yine…ben de anlatırdım…martıyı anlatırdım ona…karanlıkları…anlatırdım…acıtanları…sızlatanları…
Ya da…değildir belki de…hiç olmamıştır öyle bir adam, ismi büyük ihtimal deniz olan…yine bir vardır bir yoktur…ve gönlüm var kısmındadır bu cümlenin en çok…ama yoktur ve yok yine hiç bu kadar acıtmamıştır…bir vardır bir yoktur…bir vardır bir yok…

3 yorum:
Okudum okudum okudum ve ağladım.Benim içimde yaşayıpta cümlelere dökemediğim gelgitlerimi öyle güzel anlatmışsınki.Uyumak ve uyanmamak uyansan bile uyandığında herşeyin geçmiş olması.Bunu öyle çok istiyorumki bu günlerde ne yazıkki olmuyor ama.Üstelkik buralarda bakıpta kaybolabiliceğim dertleşebiliceğin bir denizde yok.Yapılıcak tek şey geçmesini beklemek oda geçmiyorki.Sevgiyle
Duygu
bişey yazmayacam sen anladın neler söylemek istediğimi
siyabend.
duygu can;
bazen maviliğiyle denizden ziyade bir insan ararsın duygu can...olur ya bulursun belki...gördüğün bütün denizlerden daha mavi bir deniz...ismi deniz olan büyük ihtimal...
o vakit işte...dökersin içini...maviliğe...
siyabend;
bazı şeyler göründüğü gibi değildir...ve yazıldığı gibi okunmaz bazı kelimeler...sen bilirsin martıyı...hani sen tanıştırdın..beni de...karanlıkta uçamazlar onlar...belki de kabul etmek lazım...kelimeleri de yazıldığı gibi kabullenmek...
bir şey de bir dahakine..bekliyor insan...
Yorum Gönder