west

İçimdeki bu kaybolma hissi…bu hissin şiddeti…öyle coşkun ki…öyle coşkun bir kaybolup,yitip gitme hissi…bir ırmağın coşkuyla akması ve o coşkun ırmağa ölmek için atlayan bir aşığın içindeki coşkun ölmek hissinin birbiriyle benzerliği kadar, içimdeki nefes alma isteği…bir ırmağın coşkusuyla ölmek …hatta ölmek bile değil…kaybolmak…öldüğüm bile bilinmesin istiyorum…

içtiğim bu şeyin beni boğmasını…boğazımı yakıp parçalamasını …boğazımın acısıyla kaybolup gitmeyi, o sancının içinde geberip gitmeyi…içtiğim bu şey kadar belirsizleşmeyi…İstanbul un sisi kadar iğrençleşip,istanbulluların sisli bir sabaha uyandıklarında ne hissediyorlarsa bana bakarken de öyle hissetmelerini istiyorum…iyi ya da kötü değil, aşık ya da aşık görünümlü değil, sevgili ya da düşman değil, anne ya da baba, sevinç ya da keder değil…tüm bunların arasındaki o sonsuz uçurum kadar belirsizleşmek, kaybolmak, yitmek…

hiçbir şey değilim…hiçbir şey olmadım…muhtemelen olmayacağım…tüm bu hiçliğim kadar kaybolmak istiyorum…ölmek bile değil…

Hoşça kal Leyla…


saat durmuşken.
28.10.07

2 yorum:

atesinsesi dedi ki...

Yeri gelmişken bir kaç sorum olacak sana ;kaybolmaya dair



Hayla huy arasındaki mesafeyi kaç saate aldın?

hala kalbin sevda kuyusumu ?

o küçük işlere sen mi bakıyorsun ?

ve olamayacak hayaller kuruyor musun ? ( gülünç,acemi,çocuksu )

hayatın kabuğunu soydun mu ? yoksa vitamin niyetine kabuklu mu yedin yine ?

Sütten ağzın yandı mı ? yoğurdu üfleyerek yermisin ?

ne olcak bu memleketin hali ?

ah asme kaybolmayı başarırsan eğer benide götür öte yüzüne aynanın,beni burda koma emii.

Cihan Ülsen dedi ki...

Mor Şapkalı Kız'a Mektuplar - 9 -

Merhabalar Dost…
Yine uzun bir zaman olmuş sana gelmeyeli, içmeyeli kahveni. Nasıl olduğunu çıkarmaya çalışıyorum yazdıklarından, çok da ele vermiyorlar kendilerini. Başka bir imla ile yola devam demişsin sanki. Ve daha yakına gelmişsin, dostunun. Şimdi işte aynı şehrin insanı olduk tekrardan( Ruh değil, mekân anlamında ). Hoş gelmişsen Dost… Başımızla beraber…

Halin nicedir Can? Bütün o güneşi ve sıcaklığı bitirip, biraz yağmur kokarken bu mevsimde nelerle meşguliyet içerisindesin? Kimi lal olmuş bir dilde, kimi serzenişlerin –e halinde bulurken seni, isminin başka bir halde olduğunu görmekteyim. Ne olursa olsun bir yanı hayra değer diye umuyorum.

Can, ayrı bir sevmenin menzilindeyim bu aralar. Tarifte çok da becerikli olamadığım bu zamanda sürekli bir aceminin sürçü lisanındayım. Biraz da mekân yoksunuyum… Sevmenin üzerine sevmek ahalisinin bir garip meczubu…

Bir yıkımın öncesi ve sonrasında, toplama tekabül eden tüm baş ağrılarının müsebbibi olarak görüyorum kendimi. Zamanın kafama vura vura ezber ettiği tüm hayat tekrarları amnezi bir hastalıkla iştigal ediyor beynimin ve vücudunum tüm azalarında... Ben hayıflanmasını bilemeyen olarak bu sahnede, her mahsus ölümün ismi olup çıkıveriyorum. Maktul bir eda anlayacağın, yakıştırdığım… Sonrasına bıraktığım ise siyah mürekkeplerle çizdiğim dünya oluveriyor. Damlıyor her bir kelam, süzgeçten geçmeden:

Şiirlerin dili olmalıydı
Yerle yeksen olurken coğrafya…
Dilsiz bırakılırken âdemoğlu
Balkonlardan geçen bir dili olmalıydı en çok şiir denilenin…

Göğe yükselmenin tadını kesif sözcüklerle değil
Daha aromalı tatlarda bulmalıyıydı şair.
Kırıntıların yekûnu üzerine onca sözden sonra
Belki başka bir lezzetten dem vurabilmeliydi.
Hayatın balkondan ibaret olmadığı
Her düşüşün ayrı kuvvet kayıplarına gebe bir vaziyette
Yazgıyla alışveriş içerisinde olduğunu
Bilmeliydi,
Daha cahil bir cesaret esir almadan tüm benliğini…

Bir aksi seda düşüyor sonra peşime. Bilmediğim, daha önce duymadığım bir seda. Hissettiğim ama… Yazgımın kör alfabesinde lal kalmasın diye bütün dillerim, bir aksi seda, yorulmadan ve nefes nefese düşüyor peşime. Neye ve nasıl konacağını bilmeden ama kanatacağından emin bir eda ile. Korku diyorum çoğu zaman, korkmamaya çalışarak. Tereddüdün limanına sokulmamak için zaman ve mekan üstü düşlere kuruluveriyorum. Yıkıp geçebiliyor, kimi zaman. Kolay değil akması yüreğinin, akacak bir mecrayı onca bulamamışken. Suyun akarken toprakta bıraktığı debi, birden hayatımın parçası oluyor. Ben, bir garip deli çok da umursamıyorum. Yine de Can, korkuyorum. Hem kaybolmaktan hem kaybetmekten…

Sonrası mı? Çok da düşünmüyorum. Sadece üzerime boca edilen sevginin efsunu ile dalıp gidiyorum. Ağzımdan çokça derviş kelamlar çıkıyor. Çokça çocuksu edalar, suretimde… Hüznün de olabilirliği üzerine kitaplar deviriyorum. Olabilirliğinde hayatın parçası olabileceği üzerine... Duruyorum sonra. Sonra tekrar efsuna dalıyorum. Boca ediliyor onca sevgi. Ve ben kalakalıyorum. Yine kaybolmak ve kaybetmekten yana…

Can, çok mu karıştırdım gene. Çok mu dağınım? Ama dökmek geldi içimden olan bitenleri. Bir de o kadar uzak kalmışken muhabbetine. Zaman geçiyor Can, hiçbir şey hissettirmeden. Türlü hayat oyunları ile farkına bile varmadan geçip gidiyor hayat. Dergâhına ayak dolamak, varsa susuzluğuma çare bir bardak su, katranın en karasını kendine yakıştırmış bir kahve ve sıcaklığın…

Can, iyisin değil? İyi ol sen. Onca kötüyken dünya, iyi olmalıyız. Savaş kokuyor bu aralar biliyorsun. Yine katiller türlü hesapların içinde. Olan, yine mazlumlara, kötüden yana…

Muhabbetlerimi bırakıyorum kapına…
Var olasın Can…